HEZEKİEL KİTABI UZAY ARACINDAN MI SÖZ EDİYOR?
Adı "Tanrıyı güçlendirmek" anlamına gelen Hezekiel MÖ 623 dolaylarında ruhban sınıfından bir ailede dünyaya gelmiştir. Yahudi geleneği de hem bir rahip hem de peygamberdir. MÖ 592 dolaylarındaki ilk kehanetleri Kudüs’teki şiddet ve yıkımlar hakkında bildirimde bulunurken sonraki sözleri Babil sürgünündeki Yahudilerin umutlarına seslenmiştir. Onun Tanrı ve İsrail halkı arasında yeni bir anlaşma yapılacağına yönelik inancı sürgün sonrası Yahudilerin örgütlenmesinde etkili olmuştur.
MÖ 6. yüzyılın ilk otuz yılı boyunca peygamber olarak görev yapan Hezekiel II. Nebukadnezar (MÖ 605-562) yönetimindeki Babil İmparatorluğu’nun Yahuda Krallığı’nı ortadan kaldırmasına tanık olmuştur. Kudüs MÖ 597’de teslim olmuş olsa da Yahudilerin direnişi tekrar canlanınca şehir tamamen yok edilmiş (MÖ 586-567) ve Yahudiler Babil’e sürgüne gönderilmişlerdir. Hezekiel’de sürgündekiler arasındaydı ve Nippur yakınlarındaki Kevar kanalı dolaylarında yaşıyordu.
Bilindiği gibi İbrahimi dinlerdeki inanca ve yazınlardaki anlatılara göre peygamber sayılabilmek için tanrıyı veya meleklerini görmek, onun güç ve krallığını yansıtan kimi olaylara şahit olmak, sesini duymak, vahiy almak gibi çeşitli durumların yaşanması gerekir. İşte Hezekiel’in peygamberlik görevine başlaması da benzer bir olay içerir. Yazdığına göre MÖ 592 Temmuz ayında Tanrı’nın taht arabası hakkında bir vizyon görerek peygamberlik çağrısı alır. Özellikle antik astronot teorisi taraftarları söz konusu anlatıyı uzaylılar, uzay aracı, hatta Anunnakiler diye ele almaktan kaçınmamışlardır.
Şimdi ilk olarak Hezekiel Kitabı’ndaki ilgili yeri okuyalım:
Otuzuncu yılda, dördüncü ayın beşinci günü Kevar Irmağı kıyısında sürgünde yaşayanlar arasındayken gökler açıldı, Tanrı’dan gelen görümler gördüm. Kral Yehoyakin’in sürgünlüğünün beşinci yılında, ayın beşinci günü, Kildan ülkesinde, Kevar Irmağı kıyısında RAB Buzi oğlu Kâhin Hezekiel’e seslendi. RAB’bin eli orada onun üzerindeydi.
Kuzeyden esen kasırganın göz alıcı bir ışıkla çevrelenmiş, ateş saçan büyük bir bulutla geldiğini gördüm. Ateşin ortası ışıldayan madeni andırıyordu. En ortasında insana benzer dört canlı yaratık duruyordu; her birinin dört yüzü, dört kanadı vardı. Bacakları dimdikti, ayakları buzağı ayağına benziyor ve cilalı tunç gibi parlıyordu. Dört yanlarında, kanatların altında insan elleri vardı. Dördünün de yüzleri, kanatları vardı. Kanatları birbirine değerek dosdoğru ilerliyor, ilerlerken sağa sola dönmüyordu.
Her yaratığın dört yüzü vardı: Önde dördünün yüzü insan yüzüne, sağda dördünün aslan yüzüne, solda dördünün öküz yüzüne, arkada dördünün kartal yüzüne benzer bir yüzü vardı. Yüzleri böyleydi. Kanatları yukarıya doğru açılmıştı. Her yaratığın iki kanadı yanda öbür yaratıkların kanadına değiyor, iki kanatla da bedenlerini örtüyordu. Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı. Canlı yaratıkların görünüşü yanan ateş közleri ya da meşale gibiydi. Ateş yaratıkların ortasında hareket ediyordu; ışık saçıyor ve içinden şimşekler çakıyordu. Yaratıklar şimşek çakar gibi hızla ileri geri gidip geliyorlardı.
Bu dört yüzlü yaratıklara bakarken, her birinin yanında, yere değen bir tekerlek gördüm. Tekerleklerin görünüşü ve yapısı şöyleydi: Sarı yakut gibi parlıyorlardı ve dördü de birbirine benziyordu. Görünüşleri ve yapılışları iç içe girmiş bir tekerlek gibiydi. Hareket edince yaratıkların baktıkları dört yönden birine doğru sağa sola sapmadan ilerliyordu. Tekerleklerin kenarı yüksek ve korkunçtu; hepsi çepeçevre gözlerle doluydu.
Canlı yaratıklar hareket edince, yanlarındaki tekerlekler de hareket ediyordu; yaratıklar yerden yükseldikçe, tekerlekler de onlarla birlikte yükseliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse oraya gidiyorlardı. Tekerlekler de onlarla birlikte yükseliyordu. Çünkü yaratıkların ruhu tekerleklerdeydi. Yaratıklar hareket ettiğinde onlar da hareket ediyor, yaratıklar durduğunda onlar da duruyor, yaratıklar yerden yükseldiğinde onlar da yükseliyordu. Çünkü yaratıkların ruhu tekerleklerdeydi.
Kubbeye benzer, billur gibi parlak ve korkunç bir şey canlı yaratıkların başları üzerine yayılmıştı. Kubbenin altında kanatlarının biri öbürünün kanatlarına doğru açılmıştı. Her birinin bedenini örten başka iki kanadı vardı. Yaratıklar hareket edince, kanatlarının çıkardığı sesi duydum. Gürül gürül akan suların çağıltısını, Her Şeye Gücü Yeten’in sesini, bir ordunun gürültüsünü andırıyordu. Durunca kanatlarını indiriyorlardı. Kanatları inik dururken, başları üzerindeki kubbeden bir ses duyuldu.
Başları üzerindeki kubbenin üstünde laciverttaşından yapılmış tahta benzer bir nesne vardı. Yüksekte, tahtı andıran nesnede insana benzer biri oturuyordu. Gördüm ki, beli andıran kısmının yukarısı içi ateş dolu maden gibi ışıldıyordu, belden aşağısı ateşe benziyordu ve çevresi göz alıcı bir ışıkla kuşatılmıştı. Görünüşü yağmurlu bir gün bulutların arasında oluşan gökkuşağına benziyordu. Öyleydi çevresini saran parlaklık.
RAB’bin görkemini andıran olayın görünüşü böyleydi. Görünce, yüzüstü yere yığıldım, birinin konuştuğunu duydum. [ Hezekiel 1.]
Antik astronot teoricileri buradaki anlatıları bütün olarak ele almak yerine yalnızca kimi cümleleri alıp üzerlerine düşünerek çıkarımlarda bulunurlar. Örneğin buradaki ateş saçan bulut ve tekerlek anlatılarını bir uzay gemisi betimlemesi olarak ele alırlar. Peki anlatılan gerçekten bu mu yoksa öyle inanılmak istendiği için yazılar esnetilip farklı yerlere mi çekiliyor. Şimdi tek tek değinerek konuya açıklık getirmek istiyorum.
İlk olarak, çoğunuzun bildiği gibi dünyanın neredeyse her yerinde insanlar için Tanrı veya tanrıların bulunduğu yer gökyüzü olmuştur. Çünkü hem insanın hayal gücünü canlandıran ve doğası tam olarak bilinmeyen gezegen ve yıldız gibi göksel cisimler oradadırlar hem de dönem insanının ulaşamayacağı bir alan olması nedeniyle Tanrı veya tanrıların ikamet edebileceği bir konum olarak kabul edilmiş, insanların hayal ve inanç dünyasında böyle şekillenmiştir.
UÇAN ARABALAR, KAYIKLAR, GEMİLER
Peki şekillenen bu inançlara göre tanrılar gökyüzünde nasıl hareket ediyorlardı? Unutmayın ki insanların tanrılar hakkındaki görüş ve inanışları kendi hayatlarının içinde ne varsa onların mükemmelleştirilmiş veya gökselleştirilmiş türevleridir. Örneğin yerde at arabaları, çariot denen iki tekerlekli savaş arabaları, gemi veya kayıklarla yol alan insanlar gökyüzündeki tanrılarına bunların uçabilenlerini atfetmişlerdir. Ne de olsa Tanrı sıradan bir ölümlü gibi yeryüzünde yol alacak değildir ya..
Ateşten atların çektiği göksel arabasıyla uçan Güneş tanrısı Helios veya Apollo’nun, gümüşten arabasıyla geceleri gökyüzünde uçan Ay tanrıçası Selene’nin, iki keçinin çektiği arabasıyla gökyüzünde ilerleyen Gök gürültüsü tanrısı Thor’un, altından arabaya binen Freyr’in, göksel bir kayığa binerek gökyüzünü dolaşan Güneş tanrısı Ra’nın, 7 atın çektiği savaş arabasıyla uçarak ilerleyen Güneş tanrısı Surya’nın, uçan savaş arabasına binen Gök tanrısı İndra’nın, uçan bir savaş arabasıyla yolculuk eden Güneş-tanrı Utu veya Şamaş’ın, taşıdığı güneşle uçarak giden Güneş tanrıçası Xihe’nin, göksel bir kayıkla Ay’a yolculuk eden Chang’e’nin ve onca mitolojik tanrı-tanrıçanın altında yatan anlayış tam olarak budur.
Söz konusu tanrı tanrıçaların araçları inanışlara göre çoğu zaman kendi başlarına hareket edebiliyor olsalar da özellikle İbrahimi gelenekte baskın gelen farklı bir anlayış vardır. Tıpkı bir kralın arabasının insan veya atlar tarafından çekilmesi veya tahtırevan üzerindeki tahtında otururken insanlar tarafından omuzlanıp götürülmesi gibi tanrı tahtında oturur ve göksel hizmetlileri tarafından taşınır.
Ruhban sınıfına göre tanrı, özellikle de her şeye egemen olan gök tanrı sade bir şekilde görülemeyeceğinden ortaya çıkışı doğada karşılaştıkları etkileyici ve korkutucu göksel olaylarla süslenmiştir. Gittiği yerde gürültülü şimşek ve kıvılcımlar eşliğinde beliren bir bulut olmasının nedeni de bu anlayıştır. Unutmayın ki Tevrat’a göre çöldeki İsrailoğullarına gündüz bir bulutun, gece ise bir ateş sütununun yol gösterdiği yazar. [Çıkış 13:21-22.] Sina Dağı’na geldiğinde yıldırım ve dumanla kaplı bir bulut belirir. [Çıkış 19:16-18.] Buluta veya bulutlar içindeki tahta binen tek tanrı Yahve de değildir. Kenan ve Fenikelilerin fırtına tanrısı Ba’al gökyüzünde bulut ve şimşeklerle dolaşır ve “bulut binicisi (rkb ‘rpt) diye anılır. Kenan tanrısı El bulutlarla çevrili göksel bir tahtta oturur. Babil tanrısı Marduk’un tahtı duman ve yıldırımlarla kaplıdır. Amun-Ra görkemli ışık ve bulutlarla birlikte hareket eder. Zeus veya Jüpiter parlak bir bulutun içinde seyahat eder. Yani insanların inanç dünyasında gökyüzü tanrının yeriyse, elbette bulut kimi zaman onun işareti kimi zamansa bineği olacak ve Tanrı’nın görkemini yansıtacaktı.
Hezekiel Kitabı’nda “Tanrı’dan gelen görümler gördüm” dendikten sonra betimlemeleri yapılan, tepelerinde Tanrı’nın alevli bulutlar içindeki kubbe benzeri tahtını taşıyan dört suratlı ve yanlarında tekerlek bulunan varlıklar da bulutlar içindeki tanrıyı ve tahtını taşıyan hizmetlilerdirler. Bu varlıklar Yahudi-Hristiyan geleneğinde kimi zaman Tanrı’nın tahtını kimi zamansa bizzat kendisini taşıyan Keruv adlı meleklerdirler. İslam geleneğinde Allah’ın arş yani tahtını taşıyanlar da yine bunlardırlar.
Söz konusu meleklerden doğrudan Keruv adı verilerek Hezekiel Kitabı’nın 10. bölümünde tekrar şöyle söz edilir:
Baktım, Keruvlar’ın başı üzerindeki kubbenin üzerinde laciverttaşından tahta benzer bir nesne gördüm. RAB keten giysili adama, “Keruvlar’ın altındaki tekerleklerin arasına gir. Avuçlarını Keruvlar’ın arasındaki ateş közleriyle doldurup kentin üzerine közleri saç” dedi. Adamın oraya girdiğini gördüm.
Adam oraya girdiğinde, Keruvlar tapınağın güney tarafında duruyordu. Bulut tapınağın iç avlusunu doldurdu. RAB’bin görkemi Keruvlar’ın üzerinden ayrılıp tapınağın eşiğine gitti. Tapınak bulutla doldu. Avlu RAB’bin görkeminin parıltısıyla doluydu. Keruvlar’ın kanatlarının sesi dış avludan bile duyuluyordu; tıpkı Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın sesi gibiydi.
RAB keten giysili adama, “Keruvlar’dan ve tekerleklerin arasından ateş al” diye buyurunca, adam oraya girip bir tekerleğin yanında durdu. Sonra Keruvlar’dan biri aralarındaki ateşe elini uzattı, biraz ateş alıp keten giysili adamın avuçlarına koydu. Adam ateşi alıp oradan ayrıldı. Keruvlar’ın kanatları altında insan eline benzer bir şekil göründü.
Baktım, her Keruv’un yanında birer tane olmak üzere dört tekerlek gördüm. Tekerlekler sarı yakut gibi parıldıyordu. Dördü de birbirine benziyor, iç içe girmiş bir tekerleği andırıyordu. Hareket edince Keruvlar’ın baktıkları dört yönden birine doğru, sağa sola dönmeden ilerliyordu. Ön tekerlek nereye yönelirse, öbür tekerlekler de onun ardınca gidiyordu. Keruvlar’ın bedenleri –sırtları, elleri, kanatları– ve dördünün de tekerlekleri çepeçevre gözlerle doluydu. Tekerleklere “Dönen tekerlekler” dendiğini duydum. Her Keruv’un dört yüzü vardı: Birinci yüz öküz yüzüne, ikincisi insan yüzüne, üçüncüsü aslan yüzüne, dördüncüsü kartal yüzüne benziyordu.
Keruvlar yukarıya doğru yükseldi. Bunlar daha önce Kevar Irmağı kıyısında gördüğüm canlı yaratıklardı. Keruvlar hareket edince, yanlarındaki tekerlekler de hareket ediyor, Keruvlar yerden yükselmek için kanatlarını açınca, tekerlekler de yanlarından ayrılmıyordu. Keruvlar durduğunda onlar da duruyor, Keruvlar yerden yükseldiğinde onlar da yükseliyordu. Çünkü yaratıkların ruhu tekerleklerdeydi. [Hezekiel 10:1-17.]
Gördüğünüz gibi bulut Tanrı’nın varlığını, görkemini yansıtan bir işaret olarak sunulmuştur. Bunun oldukça açık bir örneği Mezmurlar’da karşımıza çıkar. Örneğin bir mezmur şöyledir:
Sıkıntı içinde RAB’be yakardım,
Yardıma çağırdım Tanrım’ı.
Tapınağından sesimi duydu,
Haykırışım kulaklarına ulaştı.
O zaman yeryüzü sarsılıp sallandı,
Titreyip sarsıldı dağların temelleri,
Çünkü RAB öfkelenmişti.
Burnundan duman yükseldi,
Ağzından kavurucu ateş
Ve korlar fışkırdı.
Kara buluta basarak
Gökleri yarıp indi.
Bir Keruv’a binip uçtu,
Rüzgar kanatlar takarak hızla geldi. [Mezmurlar 18:6-10.]
Yani tanrı öfkelenince gökleri yararak aşağı iniyor, ağzından ateş ve korlar fışkırarak kara bir buluta basıyor ve bir Keruv meleğine binip ilgili yere gidiyor.
UZAYLILAR VE UZAY GEMİSİ ZORLAMA YORUMDUR
Tüm yazınları birbirinden ayırmadan, tek tek sözcük ve cümle cımbızlamadan okuduğunuzda bulutların uzay gemisi ile uzaktan yakından alakası olmadığını kolaylıkla anlar ve görürsünüz. Ne Hezekiel ne de diğer Tevrat yazınları uzay gemisi olarak kabul edilebilecek hiçbir içerik ve motife sahip değiller.
Melekler olan Keruvlar ise vücutlarının her yerinde gözler olan, çok suratlı ve 4 kanatlı varlıklar olarak anlatılmış, hareket ettiklerinde yanlarındaki tekerleklerin de hareket ettiği yazılmıştır. Yani Keruvlar bu tekerleklere binmiyorlar, onlar birer uçan araç veya uzay aracı değiller. Tanrı’nın getirdiği yıkımı etkileyici bir dille anlatmak isteyen Hezekiel bu tekerlekleri içinden ateş alınıp atılan ve meleklerle birlikte, onların yanında uçan halkalar olarak tasvir etmiş, hepsi bu. Hem bu Keruv meleklerinden hem de tanrının tahtından başka birçok yerde söz edilmiştir. [Vahiy 4; Yeşaya 6.]
Ortada ne uzay aracı, ne uzaylı elbisesi giymiş astronot ne de uzaylı tanrılar var. Eğer yazıtlarda bile özellikle “tanrının görkemi” denen şimşek ve alevli bulutu bir uzay gemisinin varlığı olarak yorumlamak isterseniz bilin ki bu yalnızca keyfi bir harekettir ve hiçbir kanıtı yoktur. Tek nedeni sizin öyle inanmak istemeniz ve algılarınızı da buna göre şekillendirmenizdir. Aynı tutumla Marduk, Zeus, Amun-Ra gibi birçok tanrı uzaylı bir varlık ve bindikleri veya görkemlerini yansıtan parlak bulutlar uzay gemisi olarak yorumlanabilir. Ancak yorum gerçeklik değildir; adı üstünde yorumdur.
Mukaddes Kitapçılar, Hezekiel'in Kitabının uçan makineleri açıklamadığını, Hezekiel'in karşı karşıya olduğu İsrail'in güçlü düşmanlarını sembolize ettiğini belirtirler. Yorum yapıp teori üretmeksizin doğrudan yazanları okuduğunuzda zaten mantıklı ve doğru olanın bu olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz.
Yine de kimileri kanıt olmasa bile Hezekiel Kitabı’nın dünya dışı uzaylı ziyaretinden ve ufo gibi tanımlanamayan uzay araçlarından söz ettiğini savlayıp buna inanmayı tercih edeceklerdir. Ne de olsa insan davranışı genellikle yüzleşme ve kabulleniş gerektiren şıktan değil mistik ve çekici gelen şıktan yana olma eğilimindedir. Böyle teorilerin yayılmasına neden olan da budur.
Örneğin, Joseph Blumrich, Ay projesinde çalışan en üst düzey bir NASA bilim insanı ve bir roket mühendisiydi. 1970'lerde Blumrich Hezekiel'in gökyüzünden gelen bir uzay gemisine şahit olduğu fikrini çürütmek isteyerek Hezekiel tarafından yazılmış olan Hezekiel Kitabı'nın ilk bölümünde yazılanları okumaya karar verdi. Araştırma ve okumalarından sonra Hezekiel'in gördüğü şeyin bir uzay aracı olduğu sonucuna vardı ve Hezekiel'in Uzay Gemileri adlı bir kitap yazdı.